Seçim Noktası
Anlatmak istediğim çok şey var size, karmakarışık ve tek başına kaldırılamayacak kadar yoğun bazen. Asıl zor olansa sıralayabilmek onları, anlamlı bir bütün haline getirebilmek, hani şu edebiyat derslerinde bahsettiğiniz gibi...
Başlıyorum öyleyse, nefessiz kalıncaya kadar zihnim, susmadan anlatacağım, anlatabildiğim kadar size...
Basit bir döngüden ibaret her şey: önce düşünür, kurar, başlarsın -en azından başlamaya çalışırsın-. Sonra görürsün, içine girdikçe daha çok, daha da çok elbette. Önünde iki seçenek vardır; vazgeç ya da büyük kayıpları göze al. Ve çoğu vazgeçip, kabullenecektir. Onların döngüsü buraya kadardır. Vazgeçmeyi seçip, sıradanlık yoluna yürür ve "herkes gibi" olurlar. Bazılarıysa, ki bunlar zaten olmak istenenlerdir, kayıpları göze alırlar. Büyük adamlar onlardır, genelde yalnızdırlar. Bazıları ise ne vazgeçebilirler ne de göze alabilirler bazı şeyleri yol ayrımındaki tabelanın önüne çökerler. Sonra karışır döngü... Kabullendiklerine inanır, bastırırlar, durmadan konuşan yanlarını ve yola devam ettiklerini sanırlar oysa hala o tabelanın önünde çökmektedirler. İlerlediklerini düşünürken, bastırmaktan yorulduklarında seslerini, gözlerini açar, nerede olduklarını görürler. Onların hapishanesi kendi zihinleridir. Cesaret ve korkaklığın arasında gidip gelirler. Döngüleri devam eder, tabela eskir, zihinlerini türevleri işgal eder. Onlarsa hep yarına ertelerler cesur olmayı...
İşte böyle anlabiliyorum ancak size, tercihleri. Sonra onlara ne olur biliyor musunuz? Vazgeçmeyenler, hep akılda kalan azınlığı oluşturur. Vazgeçenler ise "herkes"i. Tabelanın önüne çökmüş olanlar ise, hiç bir gruba dahil olamazlar. Onlar kendi cennet ve cehennemlerinin arasında hapsolan ruhları oynarlar. Kocaman bir boşluğun içinde yüzmeyi, en iyi onlar bilir. Kaybolmanın ne demek olduğunu. Ve bir de kendinden nefret etmeyi...
Ne mi söylüyorum? Bilmem.
Siz hangisi oluyorsunuz?
| 2 yorum