Seçim Noktası

01:24 Posted by inge

Anlatmak istediğim çok şey var size, karmakarışık ve tek başına kaldırılamayacak kadar yoğun bazen. Asıl zor olansa sıralayabilmek onları, anlamlı bir bütün haline getirebilmek, hani şu edebiyat derslerinde bahsettiğiniz gibi...

Başlıyorum öyleyse, nefessiz kalıncaya kadar zihnim, susmadan anlatacağım, anlatabildiğim kadar size...

Basit bir döngüden ibaret her şey: önce düşünür, kurar, başlarsın -en azından başlamaya çalışırsın-. Sonra görürsün, içine girdikçe daha çok, daha da çok elbette. Önünde iki seçenek vardır; vazgeç ya da büyük kayıpları göze al. Ve çoğu vazgeçip, kabullenecektir. Onların döngüsü buraya kadardır. Vazgeçmeyi seçip, sıradanlık yoluna yürür ve "herkes gibi" olurlar. Bazılarıysa, ki bunlar zaten olmak istenenlerdir, kayıpları göze alırlar. Büyük adamlar onlardır, genelde yalnızdırlar. Bazıları ise ne vazgeçebilirler ne de göze alabilirler bazı şeyleri yol ayrımındaki tabelanın önüne çökerler. Sonra karışır döngü... Kabullendiklerine inanır, bastırırlar, durmadan konuşan yanlarını ve yola devam ettiklerini sanırlar oysa hala o tabelanın önünde çökmektedirler. İlerlediklerini düşünürken, bastırmaktan yorulduklarında seslerini, gözlerini açar, nerede olduklarını görürler. Onların hapishanesi kendi zihinleridir. Cesaret ve korkaklığın arasında gidip gelirler. Döngüleri devam eder, tabela eskir, zihinlerini türevleri işgal eder. Onlarsa hep yarına ertelerler cesur olmayı...

İşte böyle anlabiliyorum ancak size, tercihleri. Sonra onlara ne olur biliyor musunuz? Vazgeçmeyenler, hep akılda kalan azınlığı oluşturur. Vazgeçenler ise "herkes"i. Tabelanın önüne çökmüş olanlar ise, hiç bir gruba dahil olamazlar. Onlar kendi cennet ve cehennemlerinin arasında hapsolan ruhları oynarlar. Kocaman bir boşluğun içinde yüzmeyi, en iyi onlar bilir. Kaybolmanın ne demek olduğunu. Ve bir de kendinden nefret etmeyi...

Ne mi söylüyorum? Bilmem.

Siz hangisi oluyorsunuz?

Karmaşanın Çıkmazı

01:34 Posted by inge

Karmaşanın Çıkmazı

Gece bitti.
Öyleyse gündüz de yok artık,
Sürekli bir alacakaranlık yaşıyorum şimdi.
Ne belirginleşiyor gölgeler
Ne de büsbütün yok oluyor.
Ruhsuz iskeletler geçiyor etrafımdan,
Hepsi zilzurna sarhoş.
Bense hep aynı dizeleri tekrarlıyor,
Dönüp duruyorum.

Gökyüze de mavi değil,
Gözler de, yürekler de öyle.
Gri bir sis sarmış her yanımı
Şehir gri lambalarla aydınlatılmış.
Yağmursa çoktan terk etmiş bizi,
Güneş eriyip gitmiş ellerimizden.

İnce bir cam,
Kırıldı, ufaldı sonra saçıldı dört yana
Geride hiç kristal kalmadı.
Deniziyse unuttuk çoktan,
Yerini dipsiz uçurumlar aldı.

Benden başka herkes çoktan inandı,
Olmadı, olamazdı zaten.
Ama bir yanı siyah bir yanı kırmızıydı
Yandı, yandı, yandı
Geriye ondan başka kalmadı...

Sen

04:08 Posted by inge

"Güneş doğduğunda başka bir şehrin sabahında olacağım
Her insanın bir öyküsü vardır ya benimki de böyle işte
Bu sabah pencerene bak bu koca şehri sana bırakıyorum
Başka bir şehrin sabahından başka bir dilde elveda..."

Siyah ve beyazın arasında gri...

03:37 Posted by inge

Bu sabah, gri bir parıltı, kalabalığın içindeki yalnızlığı fark etti. İçindeki tüm siyahtan öte, tüm siyahtan karanlık. Bu sabah, gri bir parıltı, insanları kendine sormanın anlamsızlığını fark etti. Çünkü o ne kadar sorgularsa sorgulasın, karşısındakinin beyazlığını arttıramıyordu. Var olan hep vardı... Yok olan hep yok... Dönüp durmanın, ayakta durmanın, çabalamanın, sadece kendi istediği için değerli olduğunu ve kendi istediğini yapmanın cesaret gerektirdiğini öğrendi. Ve beyazın ne çabuk kirlendiğini...

Manzara

10:01 Posted by inge

Pencerimin gördüğü manzara aslında çok eksikti, ben tamamlıyordum mavilerini. Gördüğüm en iğrenç pembe tonuna boyanmış binaların yerine, göz alabildiğine mavi...Zihnimin kıyılarına vuran deniz. Bir şarkı varsa aklınızda, kimsenin söylemesine gerek yoktur onu, rüzgar fısıldar size, çevrenizdeki sesler boğuk bir ritim oluşturur, şarkınızın alt yapısında. Sözleri sizi anlatmalıdır şarkının, o kadar ki sizin olmalıdır o şarkı o anda, o sizin için yazılmıştır. Dünyanın bütün övgülerinden, bütün iltifatlarından daha içten ... Ve biri dokunuz omzunuza, önce reddeder bedeniniz hissetmeyi ama uyanırsınız, uyanmışsınızdır işte. Sorulara uyku sersemi cevaplar verirsiniz. Dalgın,aptalca bir gülümseme yapışır yüzünüze. Ve işte o anın dünyası bir daha kimse için, hiçbir an açılmamak üzere hayallerinizle mühürlenmiştir...

Sanat ve Sanat Tarihi

02:03 Posted by sadako

Birisi kitap okuyor otobüste
İlk durakta vuracaklar onu
Dizlerinin üstüne çöken
Bir zürafa gibi
Kalakalacak o
Ve bu kent
Çapraz ateşler altında
Yazarken kendi tarihini
Zürafaların nesli nasıl tükendi
Diye bir sayfa açacak

Birisi kitap okuyor otobüste
ilk durakta vuracaklar onu...


Ahmet Telli


Böyle güzel bir eserle başlamak istedim ilk yazıma. Meramımızı gayet açık anlatan bir şiir bu bana göre. Fazla söze de gerek yok heralde?

Hoşgeldiniz.

Gerçek düş mü?

10:11 Posted by inge

Blue Jean dergisinin twilight eklerinden birini karıştırırken –asla twilight fanı olmadığımı da belirtmeliyim, zaten yazacağım fikre de bu nedenle kapıldım sanıyorum.- Stephanie’nin şu Edward’ı rüyamda gördüm açıklamasına takıldım. Nedense bana hiç inandırıcı gelmedi. Belki çok üstün körü anlatılmış olduğundan, belki de kitabın popülaritesini arttırmak için oynanan bir satış oyunu gibi göründüğünden. Ama sonra düşündüm de bunu ilk yapan yazar Stephanie değildi. Birçok yazar karakterlerini gördüklerini iddia etmemişler miydi? Gerçi bunların da birçoğu inandırıcı gelmemişti bana. Daha sonra aklıma en yakın arkadaşımın güpegündüz müzik dinlerken gördüğü o düş geldi. Umarım onun kadar net anlatmayı başarabilirim. Beyaz bir boşluk düşünün, bu boşluğu kaplayan şeffaf buz kristalleri ve tüm bunların ortasında, görüp görebileceğiniz en muhteşem hatlara sahip, tasvir edilemeyecek kadar beyaz tenli ve bunun tam tersi simsiyah kirpikleri ve simsiyah uzun düz saçları olan bir kız. Başı hafifçe eğik, bakış açınızdan sadece kâküllerinin gözlerinin üzerinde bittiğini ve uzun, sık kirpiklerini görebiliyorsunuz. Sonra başını kaldırıp, hafif yana eğerek size dönüyor, dolgun kırmızı dudaklarının ucunda buruk, varla yok arası, alaycı bir gülüş… Asıl sizi vuransa o güzel yüzün gözlerinin kapalı olması. Işık alay edercesine vurduğunda kızın göz kapaklarının şeffaf ipliklerle yanaklarına dikili olduğunu görüyorsunuz. İplikleri ışık vurmasa göremeyeceksiniz neredeyse.

Şimdi soruyorum size, bu sahneden bir hayat yazamaz mısınız? Gördüğü şey, bir birikim aslında, bir sürü görüntünün birleşip farklılık yarattığı mucizevî bir an. Aslında bu an ona özel ve bu yazıyı yayınlamaya o karar vermeli. Konuya dönersek, eğer Stephanie bize bu kadar net, bu kadar gerçek bir görüntü sorsa şüpheye düşer miydik? Hayır, kesinlikle hayır! Ama bir çayırın ortasında, güneşli bir günde, uzanmış yatan bir kız fazlasıyla yapay geliyor gözüme. Teşekkür ederim, bana şüpheyi hediye edene!

Nerden çıktı bu hikaye?

03:08 Posted by inge

Aslına bakarsanız, çok uzun bir geçmişi yok bu hikayenin, ne zaman kendinize ait bir şeyi yapmaktan kaçınır olduysanız, o zaman başlamıştır hikaye. Biri çok yeteneklidir yazmaya, biri şarkı söylemeye, rol yapmaya ama gel gör ki ne bunu yapacak cesareti ne de olanağı kalmıştır, günümüz şatlarında. Sözelin ve güzel sanatların "sayısal yapamayanların" işi olduğu düşünülür 21. yüzyılda...

İşte böyle düşünülen bir toplumda sanat için sanat yapmak da cesaret işidir, ya sanatın saygı görmediği bu toplumda aç kalmayı göze alacaksındır ya da unutacaksındır sana ait olanı. İşte burası senin yerin sanat insanı kendini ifade edebilmen için açıldı burası, kimseye aldırış etmeden, katılmak istersen bana ulaşman yeterli.